“CEZA”

07.11.2019
288
A+
A-

Güneş tepede henüz kendini belli etmemişti. Uyuyan askerlerin çoğu tatlı bir rüyanın içinde dolaşıyorlardı. Kırk beş askerin bulunduğu koğuştakilerin  yirmi beşi RDM diye tanımlanan gruptandı. Psikolojik tedaviye ihtiyacı olan, silah tutamayacak kadar akıl sağlıkları bozuk olanlar. RDM ler sadece garaj nöbeti tutuyor, onunda çoğunda uyuyorlardı. Altmış beş metrekarelik koğuşta yirmi üç ranza vardı ve biri hariç hepsinin üstü ve altı doluydu. Sadece tek bir ranzanın üst katı boştu. Altında yatan tek pırpırı olan onbaşı bugüne hiç uyanmak istemiyordu. Sadece uyumak ve güneşin hiç doğmamasını hayal ediyordu. Yastığa başını gömmüş uyuyor gibi yapıyor ama uyumuyordu. Düşünüyordu. Düşüncelerini bölen çavuşun dolaplara vurduğu kasaturanın sesiydi. Diğerleri de duymuştu. Çıkan gürültüyle uyanan askerler kendini açmaya çalışırken, onbaşı ranzasında doğruldu. Giyinmeye ihtiyacı yoktu. Sadece çıkardığı postallarını giydi, iplerini bağladı. Çünkü üç beş nöbetinden gelmişti ve sadece yirmi dakika kadar önce uzandığı ranzadan hiç uzanmamış gibi kalktı. Çavuş kasaturadan vazgeçmiş artık sesiyle gürültü çıkarıyordu; ‘’Hadi kalkın beyler. Annenizle vedalaşın. İçtima vakti. Herkes on beş dakika sonra aşağıda olacak” dedi. Onbaşı yatağını toplayıp, tuvaletlerde tıraş olduktan sonra aşağıya indi. Herkes çoktan sıraya girmiş, sayılmışlar ve  bölük komutanının gelmesini bekliyorlardı. Duvarları yosun tutmuş bölüğün önündeki küçük meydan da tek bir izmarit dahi yoktu. Çünkü on dakika önce hepsi toplanmış ve çöpün içine atılmışlardı. Buna mıntıka temizliği deniliyordu. Her sabah en az sı..mak kadar doğal bir eylem haline gelen mıntıka. Çavuş saatine baktı. Bölük komutanının gelmesine daha on beş dakika vardı. Bir sigara yaktı. Onu gören askerlerde birer sigara yaktılar. Çavuş’un yanına hızlıca gelenin adı Ali İhsan’dı. Evet, anlamında başını salladı Çavuş ama konuşmadı. Konuşmak yerine sigarasından yükselen dumana baktı. On beş aylık askerliğinin on üçüncü ayında olan Çavuş artık oraya götürdüklerinin sayısını unutmuştu. Artık saymıyordu. Umursamıyordu. Tek umursadığı kalan günlerini tamamlayıp memleketine dönmek ve Hacer ile evlenmekti. Ali İhsan’da umursamıyordu. Sadece laf olsun diye sormuştu. Geçen uzun zaman içinde açacak muhabbetlerin sayısı azaldığı için en yeni gündem maddesi konuşulurdu. İçtima alındı, askerler görev yerlerine dağıldı. Sadece tek bir asker olduğu yerde duruyordu. Aslında o da gitmek istiyordu ama bugün değildi. Bugün ne nöbete gidecekti ne de spora. ‘’Sen bekle’’ demişti Yüzbaşı. O da bekledi. O an bir kuşun sırtına binip gitmek istedi. Sonra hevesi kursağında kaldı. Esas duruşta duran elleri rahat komutuyla serbest kaldılar. Yanına gelen Uzman Çavuş Hanefi’ydi. Hanefi bir yandan elindeki kağıda bakıyor bir yandan da onbaşıyı süzüyordu. Bir iki dakika kadar öylece durdular. Hanefi ellerini arkada bağlayıp konuştu; Depodan çıkıp cezaevinin bozuk yoluna vardılar. Hanefi uzman önde onbaşı arkada, güneşte tepelerinden geliyordu. Normal bir insanı bile bayıltabilecek kadar sıcak olan kent, şimdi onbaşı için cehennemden farksızdı. Ayakları ilerliyor fakat aklı duruyor gibiydi. Yüzünde oynayan tek bir kas bile yoktu. Bakıyordu o kadar. Etrafında kentin tek yeşil alanını oluşturan çam ağaçları birer metre arayla dikilmişlerdi. Askeriyenin benzin istasyonundan geçerken pompacılardan biri onlara seslendi; İçeri girdiklerinde onbaşının gözüne çarpan ilk yer; L şeklinde yerleştirilmiş uzun bir bankın olduğu ve üstü çardak olan oturma yeriydi. Daha sonra hemen yanındaki tek katlı binaya kaydı gözleri. Muhtemelen yatakhane burasıdır diye geçirdi içinden. Sonra girdikleri kapının hemen solunda, yerden en fazla yirmi santim yükseklikteki çeşmeye takıldı gözleri. Daha doğrusu bu alçak çeşmenin altında bulaşık yıkamaya çalışan mahkumlara. Dört mahkum yerden bu kadar alçak olan bir çeşmenin altında pilav tenceresini yıkamaya uğraşıyorlardı. Ama neresinden bakarsanız bakın saçmalıktı. Çünkü ne tencere çeşmenin altına sığabilecek kadar küçüktü ne de çeşme tencereyi yıkayabilecek kadar büyük. Bu da oyunun bir parçası mıydı? Tek bir ses dahi yoktu bulundukları yerde. Bulaşık yıkayan mahkumların başında ellerini arkasında birleştirmiş gardiyan sessizliği yarmak ister gibi bağırarak konuştu; ‘’Buna iyi bak. Burada bu sigarayı çok arayacaksın koçum’’ Onbaşı beyninden vurulmuşa döndü. Ne demek çok arayacaktı? Sigara içmek yasak olamazdı herhalde. Çünkü kendisi günde iki paket içen potansiyel bir sigara bağımlısıydı. Soracaktı ama soramadı, korktu. Hem de bugüne kadar hiç korkmadığı kadar. Tek katlı binadan önce Hanefi Uzman arkasından da genç astsubay çıktı. Hanefi uzman onbaşıya dönerek; ‘’İçeri geç bakalım, girişini yapacaklar. Girişin yapılana kadar ben buradayım” dedi. Onbaşı yavaş adımlarla kırmızı çizginin çekili olduğu kapıdan içeri girecekti ki astsubay bağırdı. (Alıntı)

REKLAM ALANI
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
16 Kasım 2019
14 Kasım 2019
9 Kasım 2019
2 Kasım 2019
31 Ekim 2019
30 Ekim 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.