EN İYİ MESLEK EN ÇOK KAZANDIRAN MIDIR?

 

Kızım bu yıl üniversite sınavlarına hazırlanıyor.

O yüzden bu yaşlardaki gençlerin üzerlerindeki baskıyı, yaşadıkları çılgınca yarışı yakından biliyorum.

İşleri zor tabi. Rekabet büyük. Ekonomik durumlarına göre, kimisi kendi imkanlarıyla, kimisi etüd merkezleri ile, kimileri de özel hocalar yardımıyla iyi bir gelecek için dirsek çürütüyorlar.

 

Çalışmaktan, soru çözmekten kafalarını kaldırdıklarında da yaptıkları tek şey “Seçecekleri meslekleri” konuşmak. Bu günlerde, hem kendi aralarında hem de aileleri ile en çok tartıştıkları konuları bu.

 

Tahmin edebileceğiniz gibi, “en iyi meslek en çok kazanandır” mantığıyla, doktorluk, mühendislik, işletme, hukuk ilk tercihleri. Kendilerinin olmasa da ailelerin isteği ve hatta baskısı ile “para kazandıran” mesleklere yönlendiriliyorlar.

İşte asıl konumuz da bu.

Peki ama bizde neden bu meslekler çok kazanıyorlar, hiç düşündünüz mü?

Hadi biraz fikir yürütelim bu konuda.

Öncelikle ilk neden gelir dağılımındaki eşitsizlik.

Yani bir doktor ile hemşire veya hasta bakıcının, mühendisle teknisyenin veya ustanın, müdürle şefin veya işçinin maaşları arasında uçurum var. Uygar ülkelerde bu iş kolları arasında bire bir buçuk veya en çok bire iki kat gelir farkı olur. Ve herkes doktor mühendis olayım diye uğraşmaz. Sevdikleri işi yapıp yeterli ücreti kazanırlar. Bizde nedense ara hep çok açıktır.

İkinci neden, ki ben buna çok takıyorum, ülkenin kendisine çizdiği yolla ilgilidir. Yani devlet politikasıdır.

Size bir örnek vereyim. İngiltere’de bilimsel araştırma yapan genç bir akademisyen bir doktordan fazla kazanır. Yok yok şaka değil. Gerçekten böyledir.

Çünkü, İngilizler, yeni bir tedavi yöntemi, ilaç veya aşı bulmanın, bunları uygulamaktan daha önemli olduğuna inanıyorlar.

Veya bilimsel bir keşif yapmanın, bulunmuş sonuçları uygulayan mühendisten daha üstün olduğunu düşünüyorlar. Çünkü o buluşları tüm dünyaya satabileceklerini biliyorlar.

Haksızlar mı sizce?

Onların Üniversitelerinde, fizik, matematik, kimya, biyoloji gibi ana bilim dalları tıptan, mühendislikten daha fazla rağbet görüyor. En çalışkan, en zeki öğrencleri bu alanları tercih ediyorlar.

Bizde ise tam tersi.

Çünkü biz keşfeden değil uygulayan ülkeyiz. Devlet politikamız böyle.

 

Sonuçta, çok zeki beyinleri olan ülkemizde yeni bir keşif yapılamıyor, yeni bir ilaç üretilemiyor, yeni bir aşı bulunamıyor. İngilizlerden Amerikalılardan İsrailden patent parasını ödeyip alıyoruz. Yüksek ücretli uygulayıcılarımız da bunları bizim için kullanıyorlar.

Biz kullanıcıyız.

Biz buluş yapma derdinede değiliz.

Çünkü laboratuvardaki biyolog doktordan, araştırma yapan bilim adamı mühendisten az kazanıyor. Ücret, o alana verilen değeri belirliyor ne yazık ki. Hayatın gerçeği bu.

 

Aslında çözüm de bu kadar basit.

Bunu tersine çevirme şansımız var.

Devletin öncülüğünde, araştırma ve geliştirme alanlarında çalışanlara en yüksek ücretleri verebiliriz.

Onlara yeterli imkanları sağlayabiliriz.

Bu ülkenin en parlak beyinlerini kendi ülkelerinin refahı için çalışmaya ikna edebiliriz.

Belki aileler, artık, çocuklarını bilim insanı olmaları için teşvik ederler.

Belki biz de patent üreten ve buluş satan bir ülke haline geliriz.

 

Neyse ben yine hayallere daldım sanırım.

Olmayacağını ben de biliyorum da yine de arada söylenmeden yapamıyor insan.

Belki bir gün değişiriz umuduyla…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir