Yanık Kalesi Fedaileri

REKLAM ALANI
22.04.2018
132
A+
A-

09.11.2017

Kız­gın bir güneş Irak çöl­le­ri­ni kasıp ka­vu­ru­yor. Ucu bu cağı gö­zük­me­yen çölde hayat dur­muş… Bir kuş bile uç­mu­yor. Diken cin­sin­den tek tük cılız bit­ki­ler ve bir iki hurma ağacı gö­zü­kü­yor­sa da bun­lar da ku­ru­muş gibi. Çünkü hiç­bir rüz­gâr es­me­di­ğin­den bu bit­ki­ler ha­re­ket­siz du­ru­yor­lar. Biraz yük­sek­çe olan bir yer­de­ki tek hurma ağacı al­tın­da bi­ri­si otu­ru­yor. Ya­nı­na yak­la­şır­sak bunun bir İstan­bul ço­cu­ğu ol­du­ğu­nu an­lı­yo­ruz. İsmi Se­mih­tir. Üze­rin­de­ki el­bi­se­ler­den genç bir yedek su­ba­yı ol­du­ğu an­la­şı­lı­yor.

Bi­rin­ci dünya harbi sı­ra­la­rın­da­yız. O za­man­ki Os­man­lı im­pa­ra­tor­lu­ğu­nun geniş hu­dut­la­rı­nın her ta­ra­fın­da harp ateş­le­ri ya­nı­yor. O de­vir­de Irak bi­zim­di. Bu ta­ra­fa da İngi­liz­ler sal­dır­dı­lar. Para kuv­ve­ti ile Irak Arap­la­rın­dan bir kıs­mı­nı kendi ta­raf­la­rı­na çek­ti­ler. Fakat bir kısım Arap­lar bi­zim­le be­ra­ber dö­vü­şü­yor­lar. Ay­lar­dır. Kız­gın Irak çöl­le­ri­ni Mu­ha­rip­le­rin sıcak kan­la­rı su­lu­yor, şid­det­li sa­vaş­lar olu­yor. Fakat göz­ler Ça­nak­ka­le cep­he­sin­de ol­du­ğu için, bu ta­raf­lar­da ce­re­yan eden bu şid­det­li sa­vaş­la­rın uzak­ta olan­lar far­kın­da bile değil. 
Fakat nice kah­ra­man Türk ev­lâ­dı her gün bu kız­gın çöl­le­re gö­mül­mek­te­dir. Çünkü bu­ra­da­ki çöl ha­ya­tı, yani su­suz­luk, yor­gun­luk, sı­cak­lık, düş­ma­nın kur­şun­la­rın­dan daha zi­ya­de ölüme sebep olu­yor. Yedek subay Semih, İstan­bul­lu bir zen­gin aile­nin ev­lâ­dı­dır. Bun­dan bir sene ev­ve­li­ne kadar ne fazla sıcak, ne fazla soğuk gör­müş­tü. Nazlı ve rahat bü­yü­müş­tür. Onu, güneş çar­pa­cak diye yaz gün­le­ri so­ka­ğa bile çı­kar­maz­lar­dı. Fakat o şimdi ay­lar­dır göl­ge­de kırk de­re­ce­den aşağı düş­me­yen çöl sı­cak­la­rı­na da­yan­mak­ta, ken­di­si­ne ve­ri­len va­zi­fe­le­ri ba­şar­mak­ta­dır. Gü­neş­te ise sı­cak­lık yet­miş de­re­ce­yi bu­lu­yor. Ne­re­de ise su­la­rı kay­na­ta­cak bu sı­cak­lı­ğa, ma­hal­le­bi ço­cuk­la­rı de­ni­len bu İstan­bul genci nasıl da­ya­nı­yor. Buna ken­di­si de şa­şı­yor.

Her ta­ra­fın­dan kan, ateş kusan bu ıssız çöl­ler­de tek ba­şı­na bu­ra­da ne ya­pı­yor ? Semih, bi­ri­si­ni bek­le­mek­te­dir. Bu­ra­da bi­ri­si ile bu­lu­şa­cak­tır. Fakat bu bu­luş­ma gayet gizli ola­cak­tır. Kim­se­nin gör­me­me­si lâzım. Bu se­bep­ten do­la­yı­dır ki çölün bu tenha ye­ri­ni seç­miş­tir. Göz­le­ri ufuk­ta­dır. Fakat bek­le­di­ği hâlâ gel­mi­yor. Se­mi­hin en­di­şe­si her an ar­tı­yor. Ya bek­le­di­ği gel­mez­se… Mu­hak­kak ge­le­cek­tir. Bu kadar ge­cik­ti­ği­ne göre ba­şı­na bir fe­lâ­ket gel­miş ola­cak. Semih, bu kötü dü­şün­ce­le­re dalıp dalıp gi­der­ken, ha­ra­ret, su­suz­luk ve yor­gun­luk­tan zaman zaman ken­di­ni kay­be­di­yor. Bak­tı­ğı çöl ufuk­la­rın­da se­rap­lar gö­rü­yor. Hattâ bir ara­lık, mavi su­la­rı üs­tün­de her zaman kö­pük­lü çır­pın­tı­lar gö­rü­len serin Boğaz içini bile gör­me­ye baş­la­dı:

– Ga­li­ba ben de ken­di­mi kay­be­di­yo­rum, diye ken­di­si­ne gay­ret verdi ve kuv­ve­imâ­ne­vi­ye­si­ni top­la­dı. Fakat bir iki da­ki­ka sonra, bek­le­di­ği­ni araş­tır­mak için ufka da­lın­ca gene Bo­ğa­zi­çi­ni gördü; Hattâ Bo­ğa­zın daima akan su­la­rı üs­tün­de beyaz yel­ken­li­ler, narin san­dal­lar­da güzel İstan­bul ha­nım­la­rı do­la­şı­yor­du. Bu ha­nım­lar­dan üçünü ta­nı­mış­tı. Bi­ri­si gü­lüm­ser yüzü ile du­alar oku­yan an­ne­si idi. Diğer iki hanım, genç birer kızdı. Bi­ri­si kız kar­de­şi, di­ğe­ri ni­şan­lı­sı idi. İki güzel kız da ken­di­si­ne ba­ka­rak gü­lüm­sü­yor­lar, el sal­lı­yor­lar ve Semih, sen de san­dal­la gel­se­ne, diye onu ça­ğı­rı­yor­lar­dı.

Semih bu serap rü­ya­sın­dan çabuk sıy­rıl­dı. Ayağa kalk­tı. El­le­ri­ni gök­yü­zü­ne doğru aça­rak:

– Al­la­hım, dedi. Aklım fik­rim sana ema­net. Sen bana kuv­vet, gay­ret ver… Beni, va­ta­nı­ma ve bu­gün­kü va­zi­fe­me ba­ğış­la. Beni bek­le­yen bu üç ha­nı­mı mah­rum bı­rak­ma…

Semih biraz ken­di­ne gel­miş, ra­hat­la­mış­tı. Tek­rar yere otur­du. Sa­ati­ne baktı, gü­ne­şin hurma ağa­cın­da­ki göl­ge­si­nin uzun­lu­ğu­na baktı. Vakit bir hayli iler­le­miş­ti. Bek­le­di­ği­nin şim­di­ye kadar gel­me­si lâ­zım­dı.

Tek­rar daldı, tek­rar tatlı se­rap­lar gördü. Bu, böyle ol­ma­ya­cak­tı. Bu se­rap­lar­dan kur­tul­ma­sı için ken­di­si­ne bir, meş­ga­le bul­ma­sı lâ­zım­dı. Ak­lı­na geldi. Ce­bin­den kalın kaplı küçük bir def­ter çı­kar­dı. Bu def­te­ri, ha­tı­ra­la­rı­nı yaz­mak için al­mış­tı. 

Fakat şim­di­ye kadar vakit bu­la­ma­dı­ğı için def­te­re bir tek satır bile ya­za­ma­mış­tı. Ken­di­si­ni se­rap­la­ra dal­mak­tan kur­ta­ra­cak bir meş­ga­le bul­muş­tu. Bek­le­di­ği ge­le­ne kadar ha­tı­ra­la­rı­nı ya­za­cak­tı. Biraz sonra da yaz­ma­ya baş­la­dı; Semih’in ha­tı­ra­lar pek he­ye­can­lı ve me­rak­lı ol­du­ğu için bun­dan son­ra­sı­nı biz onun def­te­rin­den alı­yo­ruz.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.