ÖĞ­RET­MENİN AL­MAN­YA ZAFERİ…

Şük­ran Günay, işçi ola­rak git­ti­ği Al­man­ya’da, 55 öğ­ret­men­li bir Alman oku­lu­na öğ­ret­men ola­rak atan­dı. Azmin nasıl za­fer­le so­nuç­la­na­bi­le­ce­ği­ni gös­te­ren Türk öğ­ret­men, ya­şa­dı­ğı hayat mü­ca­de­le­si­ni ga­ze­te­mi­ze an­lat­tı.


Al­man­ya’ya 1972 yı­lın­da işçi ola­rak giden Al­man­ya’nın en iyi okul­la­rın­da bi­rin­de öğ­ret­men­lik yap­ma­ya baş­la­yan Türk öğ­ret­men Şük­ran Günay, nasıl ayak­la­rı üze­rin­de du­ra­bil­di­ği­ni an­lat­tı. Al­man­ya’daki za­fe­ri­nin azmin so­nu­cu ol­du­ğu­nu be­lir­ten Şük­ran Günay, “Ku­şa­da­sı’nda 5 sene öğ­ret­men­lik yap­tım. Al­man­ya’ya işçi ola­rak git­tim. Ama­cım iş­let­me­ye gelip oku­mak aile­me yar­dım etmek ba­ba­ma bir ev al­mak­tı. Çünkü ya­şa­dı­ğı­mız kötü olay­lar­dan do­la­yı. Evi­mi­zi sat­mak zo­run­da kal­mış­tık. Aile­me des­tek olmak is­te­dim. Ge­lin­ce oku­ya­ma­dım . Hem ça­lış­mak, hem oku­mak zordu” dedi. 
ÇİFT DİLDE ÖĞ­RET­MENLİK 
Bir buçuk sene iş­çi­lik tec­rü­be­le­rin­den sonra, 55 öğ­ret­men­li bir Alman oku­lu­na öğ­ret­men ola­rak atan­dı­ğı­nı dile ge­ti­ren Şük­ran Günay, “Eşim­den ay­rıl­dık­tan sonra ede­bi­ya­ta ağır­lık ver­dim. Ça­lış­tı­ğım okul­da hem Al­man­ca hem Türk­çe öğ­ret­men­li­ği yap­tım. Ça­lış­tı­ğım Alman oku­lu­nun önce Türk­çe dersi ve Türk sı­nıf­la­rı vardı. Sonra Türk sı­nıf­la­rı kal­dı­rıl­dı. İnteğ­ras­yon adı al­tın­da sı­nıf­lar açıl­dı. Sı­nıf­ta Türk­çe ve kül­tür ders­le­ri ver­dik. Hem alman hem Türk öğ­ret­me­ni ta­ra­fın­dan Türk kül­tü­rü ve diğer kül­tür­ler an­la­tıl­dı. Bütün Av­ru­pa okul­la­rın­da Türk­çe ders­le­ri kal­kın­ca son beş yı­lı­mız­da Al­man­ca ders­le­ri ver­dim” diye ko­nuş­tu.
TÜRKİYE’Yİ BI­RAK­TI­LAR 
“Türk­çe ders­le­ri ver­mek is­te­mi­yo­ruz de­di­ler ve Tür­ki­ye’ye bı­rak­tı­lar” di­ye­rek söz­le­ri­ne devam eden Günay, “Tür­ki­ye den öğ­ret­men gön­de­ri­li­yor ve ma­aş­la­rı­nı Tür­ki­ye ödü­yor. O ders­ler okul bün­ye­sin­de değil öğ­le­den sonra her­han­gi bir okul­da özel yer­ler­de haf­ta­nın be­lir­li sa­at­le­rin­de ana­di­li dersi ve­ri­li­yor. Ben Al­man­ya’nın kad­ro­lu öğ­ret­me­ni ola­rak sa­de­ce Al­man­ca ders­le­ri ver­dim. Orta okul dö­ne­mim­de ede­bi­yat ödülü al­mış­tım. Ço­cuk­lu­ğum­dan beri şiire oku­ma­ya yaz­ma­ya he­ve­sim var. Alman oku­lun­da ço­cuk­la­rı kendi yaz­dı­ğım şi­ir­ler­le, kendi yaz­dık­la­rım­la ye­tiş­tir­dim.
DEVRİMLER ESERİ 
Mus­ta­fa kemal Ata­türk’ün 100.​yaş gü­nün­de dev­rim­ler adlı ese­rim var. Kendi öğ­ren­ci­le­rim ta­ra­fın­dan oy­nan­dı ve sah­ne­len­di ama bas­kı­ya ve­re­me­dim. Kur­tu­luş sa­va­şın­dan bir sürü anı­lar olan “Ge­li­yor­lar” adlı Öykü ki­ta­bım Tür­ki­ye de ba­sıl­dı. İnter­net si­te­le­rin­de , der­gi­ler­de ve ga­ze­te­ler­de bir sürü şi­ir­le­rim ve öy­kü­le­rim var. Bit­me­miş ro­ma­nım var. Ço­cuk­luk­tan gelen sev­da­dır bu iş ama ka­dın­la­rın bi­li­yor­su­nuz yaşam ala­nın­da ço­cuk­la­ra bak­mak artı ça­lış­mak pek zaman kal­mı­yor­du. Ço­cuk­lar bü­yü­yüp emek­li olun­ca daha çok vakit ayır­ma­ya baş­la­dım. Şimdi şi­ir­le­ri­mi top­la­yıp bir araya ge­ti­ri­yo­rum, ro­ma­nı­ma devam edi­yo­rum.
ÖRNEK OLMAK İSTİYORUM
Ben İngi­liz­ce­ye’ de ilgi duy­dum. Emek­li ol­duk­tan sonra İngi­liz­ce­ye ağır­lık ver­dim. Bu ne­den­le Lond­ra’ya git­tim. Altı ay önce Al­man­ya’ya dön­düm. Sırf İngi­liz­ce ve to­ru­num­la bir­lik­te olmak için bura da ka­lı­yo­rum. Asıl he­de­fim ede­bi­yat ça­lış­ma­la­rı­ma yön ver­mek için en az Al­man­cam kadar İngi­liz­ce­yi ko­nuş­mak yaz­mak oku­mak ve eser­le­ri­mi İngi­liz­ce oku­mak is­ti­yo­rum. Ben 66 ya­şın­da­yım, İngi­liz­ce­yi çok iyi öğ­re­nip genç­le­re örnek olmak is­ti­yo­rum. Di­yor­lar ki belli bir yaş­tan sonra öğ­re­nil­mi­yor, yok­luk olun­ca, para ol­ma­yın­ca öğ­re­nil­mi­yor. Artık in­ter­net­te her şey var”
TÜRK­LE­RE ÖGÜT­LER 
Ko­nuş­ma­la­rı­na Türk ço­cuk­la­rı­na da öğüt­ler ve­re­rek devam eden Günay, “Tür­ki­ye’deki ço­cuk­la­ra aile­le­riy­le iliş­ki­le­ri­nin çok iyi ol­ma­sı­nı öne­ri­rim. Çünkü her aile ço­cu­ğu­nun iyi­li­ği­ni ister. Çok iyi araş­tır­ma­cı ve iyi oku­ma­la­rı­nı dünya in­sa­nı ol­ma­la­rı­nı öne­ri­yo­rum. Bi­rin­ci­si ana dil­le­ri­ni, ikin­ci bir ya­ban­cı dili de çok iyi bil­me­le­ri­ni is­ti­yo­rum. Ana­di­li­ni çok iyi bil­me­yen ya­ban­cı dili öğ­re­ne­mez. Türk­çe­ler o kadar bozuk o kadar yan­lış . Ya­zı­la­rı okur­ken bir sürü hata bu­lu­yo­rum. Bun­dan kur­tul­ma­lı ço­cuk­lar. Genç­le­ri­mi­ze yol­lar dev­let ta­ra­fın­dan açıl­ma­lı. Hiç­bir genç or­ta­da kal­ma­ma­lı. Okul bi­rin­ci­siy­dim, öğ­ret­men oldum öğ­ret­men­li­ği bı­ra­kıp, aile­me des­tek olmak için Al­man­ya’ya işçi ola­rak gel­dim. 
SON­RA­SI CEN­NET 
Ama ne oldu bakın üç evlat bü­yüt­tüm, yu­vam­da oldu , öğ­ret­men ola­rak da ça­lış­tım emek­li oldum, Al­man­ca ve İngi­liz­ce öğ­ren­dim ve ik­ti­sat oku­dum ve 66 ya­şın­da hala devam edi­yo­rum. Söz­le­ri­mi şöyle son­lan­dır­mak is­ti­yo­rum. Ku­ran-ı Kerim “Okuy­la” baş­lar. Fa­ti­ha su­re­si ile baş­la­tı­yor­lar. İlk ayet “Oku”dur. Oku de­ni­len ya­ra­dı­lış maddi ve ma­ne­vi alemi iyi oku­mak lazım. Bu­ra­ya ge­li­şi­mi­zin bir an­la­mı var. Ge­ti­ri­li­yo­ruz ya­şı­yo­ruz ve gö­tü­rü­lü­yo­ruz. Ge­ti­ri­lir­ken ner­den gel­di­ği­mi­zi bil­mi­yo­ruz gö­tü­rü­lür­ken de is­te­mi­yo­ruz git­me­yi. Bu ara­da­ki yaşam bir sınav bu­ra­yı çok iyi oku­mak lazım. Bu­ra­da cen­ne­ti­mi­zi ha­zır­la­ya­bi­lir­sek ken­di­miz ve her­kes için ölüm son­ra­sı da cen­net.”