Renklerin Cinsiyeti Var

 

 

Dört yaşındaki Eylül renklerin cinsiyeti olduğunu düşünüyor ve kendindem emin ekliyor. Çünkü kızlar pembe erkekler mavi giyer. Feminist yaklaşımla çocuklarını büyüten bir aile olarak, iki kızımızın doğumundan itibaren toplumsal olarak yüklenen cinsiyet rollerinde duyarlı ve akılcı davranmaya özen gösteriyoruz. Doğumda kullanılan ilk bebek malzemelerinden tutunda oyuncaklara varıncaya değin, yaşadığımız toplumun şekillendirmelerine kulak asmadan kalıp davranış tutumlarını bir tarafa bırakarak kendi doğrularımız ile yolumuza devam ediyoruz. Renklerin cinsiyeti yoktur, düsturu ile kızların doğum sonrası malzemelerinde eşin dostun pembe takıntısına karşılık mavi tulum ve zıbın başta olmak üzere her renkte giysi kullandık. Bilinçli ebeveyn tutumlarımız oyuncak seçiminde de devam etti. Özellikle büyük kızımın her türlü oyuncak ile oynamasını özendirdim. Toplumun, erkek oyuncağı dediği kamyonet, araba, dozer vb oyuncaklar da oyuncak sepetindeki yerlerini aldılar. Barbi bebeği ile iş makinası oyuncağı gözünün önünde durur, ikisi ile de oynardı.  Birlikte kurgulanmış oyunlarımızda hiçbir cinsiyet kalıbı olmadı. Evde yapılan iş paylaşımlarında her birey üzerine düşen görevi yapmaktadır. Cinsiyet kalıplarına dair bir iş dağılımı yoktur. Çocuklara ebeveyn olarak vermeye çalıştığımız mesaj eşitlikçi bir yaklaşım içermektedir. Ta ki ikinci kızımın kreşe başlayıp, sınıfındaki arkadaşları ve öğretmeni ile tanışana kadar. Bir yıl geçmeden cinsiyet rollerinde farklı yüklemeler oldu. Dört yaşındaki kızım pembenin kız, mavinin erkek rengi olduğunu söyleyerek eve geldi. Ebeveyn olarak sözler, yönlendirmeler artık işe yaramaz oldu. Çünkü ev dışında pekiştireçlerin kuvvetli olduğu kreş ve arkadaş ortamı bizim toplumsal cinsiyet eşitliği ilkemizin önüne geçti. Artık pembe ve tonlarında kıyafet tercihi yapılıyor. Etekler fırfırlı, dans ederken savrulacak, baloya gider gibi hazırlık yapılacak… Alternatif renk ya da tercih de ama Badesu’nun pembe eteği var, ama Elif’in pembe çantası var, diye hazır cevaplar alıyoruz. Baybars mavi renkte tişört giydiği için biz giymiyoruz. Daha böyle onlarca çatışma ve tartışma ile günü geçiriyoruz. Bitti sanmayın, parka gittiğimiz zaman salıncak için tercihimiz bile pembe olanı. Mavi salıncak boş olsa bile pembe olanın boşalmasını bekliyoruz. Ablasının bale gösterisinde giydiği tütü ile kreşe gitti hem de zevkten dört köşe olarak. Zorlama ya da davranışı değiştirme çabalarımız bu yaş grubunda olası bir örselenme yaratır düşüncesi ile zamana bıraktık. Ayağını direyen ve kendinden emin ne istediğini bilen dört yaşında da olsa bir kızınız varsa ve tercih yapma özgürlüğünü kendisine verdiyseniz toplumun yüklemiş olduğu cinsiyet rolünü yıkmak kolay olmayacaktır. Peki nedir bu toplumsal cinsiyet? Kadınlara ve erkeklere içinde yaşadıkları toplum tarafından uygun görülen rolleri, sorumlulukları ve davranışları ifade etmektedir.

Tanımı şöyle açayım:

Burada pembenin kızlara ait bir renk olduğu ve erkek çocuklarının pembe giymesini anormal bulan toplumun küçük bir örneği kreş ve oradaki topluluğun belirleyici oluşu anlatılmaktadır. En basit iki sosyal konu renk ve oyuncak tercihinde bile toplumsal yanlış ifadenin çocukları etkilediği ortadadır. Toplumsal cinsiyet eğitimlerinin zorunluluğu diye anlatmaya çalıştığımız tam da burada başlıyor. Ebeveynlere, kreş, anaokulu ve sınıf öğretmenlerine başta olmak üzere herkese bu temel eğitimlerin verilmesi gerekir. Yoksa, dört yaşındaki çocuğunuz karşınıza geçer ve renklerin cinsiyeti olduğunu söyler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: