Trafik kazalarında bayram döneminde yaşanan azalma haberi kulağa ilk başta güzel geliyor, değil mi? "Sonunda aklımızı başımıza aldık," diye içimizden geçiriyoruz. Ama sonra bir durup düşününce kafamız karışıyor da değil hani… Gerçekten daha bilinçli, daha dikkatli mi olduk yoksa arabaya binip memlekete gidecek takatimiz mi kalmadı?
Her bayram sonrası acı bilançolar paylaşılırdı… "Şu kadar kişi hayatını kaybetti, bu kadar kişi yaralandı…" Bu bayram ise rakamlar önceki yıllara göre daha düşük. Elbette bu bir nebze sevindirici. Ama biz de sorgulamadan duramıyoruz, edemiyoruz. Bu düşüşün arkasında ne var? İyiye mi gidiyoruz, yoksa sadece yerimizde saymayı bile lüks mü saymaya başladık?
Akaryakıt fiyatlarını bakıyoruz. Bir depo benzinle memlekete gitmek artık orta halli bir ailenin aylık gıda bütçesiyle yarışır hale gelmeyi bırak geçti gidiyor. Köprü geçiş ücretleri, otoban paraları, lastik masrafı, yolda bir çay içmenin bedeli derken, bayram yolculuğu lüks tatil moduna geçti. Artık insanlar arabalarının direksiyonuna değil, telefonlarındaki banka uygulamasına sarılıp hesap yapıyor.
"Zaten bu yıl gidemeyelim, seneye inşallah" cümlesi artık memleket yollarında değil, market kuyruklarında kuruluyor. Hal böyle olunca da yollarda trafik yoğunluğu azalıyor, dolayısıyla kaza sayısı da düşüyor. E bu da bize "trafik kazaları azaldı" olarak dönüyor. Oysa perde arkasında başka bir trajedi var: Gidemeyen insanlar, gidemedikleri için ölmemiş olabilirler.
Tabii bir de araç sahibi olmanın kendisi var. İkinci el araba fiyatlarının uçuşa geçtiği, sıfır araba hayalinin kredi faiziyle beraber hayale dönüştüğü bir dönemdeyiz. Gençler ehliyet alsa ne olur, araba alacak hâlleri yok. Bir dönem "ehliyeti al, babanın arabasını sür" kültürü vardı; şimdi "ehliyeti al ama arabayı rüyanda gör" devri başladı.
Belki de artık yolda olmak yerine evde kalmak "güvenli" değil, "zorunlu" hale geldi. Bayramda yola çıkmayanın canı yanmıyor, ama içi yanıyor. Ekranlardan köydeki akrabaların videoları izleniyor, büyüklerin elleri uzaktan öpülüyor. Fiziksel olarak yollarda olmayınca elbette kaza da olmuyor.
İnsanlar sadece bayramda değil, haftanın herhangi bir gününde bile yakıt almaya korkar hale geldi. "Arabayı çalıştırdım, şimdi benzin sayacıyla yarışıyorum" diyenler az değil. Bu yüzden ne gezmek, ne de gitmek lüksüne sahibiz.
Gelişiyor muyuz, evet belki trafik kurallarını daha iyi öğreniyoruz. Ama daha büyük ihtimalle artık yola çıkmaya cesaret edemeyecek kadar yoksullaştık. Eskiden kaza yapan ağlardı, şimdi yola çıkamayan. Çünkü o yola çıkmak bile lüks oldu.
Bayram kazalarının azalması bir başarı mıdır? Evet. Ama bunu gerçekten gelişimle mi sağladık, yoksa halk artık o yollara düşemeyecek kadar fakirleştiği için mi? Asıl soru burada yatıyor. Trafik kazası rakamlarının düşmesi bizi sevindirsin, ama neden düştüğünü unutmadan. Gerçek başarı, hem kazasız bayramlar yaşamak, hem de herkesin o bayramlara gönül rahatlığıyla gidebilmesiyle olur.