Antalya’nın tertemiz havasını içine çekmek, sabahları denizden gelen hafif esintiyi hissetmek ne güzeldir! Bir yanda Toroslar’dan süzülen oksijen, diğer yanda Akdeniz’in tuzlu nefesi…

Ancak bu cennet köşesinde nefes almak bazen işkenceye dönüşüyor. Çünkü her köşe başında, her kafe önünde, her otobüs durağında sigara dumanı solumak zorunda kalıyoruz. İnsan istemeden "Bu güzelim havayı ne hale getirdiniz?" diye soruyor.

Sigara içmek bir tercih olabilir ama sigara dumanını solumak mecburiyet olmamalı. Birisi sigarasını yakıyor, dumanını havaya savuruyor ve biz o havayı solumak zorunda kalıyoruz. Hele ki otobüs beklerken ya da bir kafenin açık alanında otururken, kaçacak yer bile bulamıyorsun. “Açık havadayız, ne olacak?” diyenler oluyor. Açık havada da zehir zehirdir. Antalya’nın pırıl pırıl havasına dumanı karıştırmanın bahanesi olmaz.

Gelelim sigaranın zararlarına... Yüz yıl öncesinden beri bilinen bir gerçek var: Sigara öldürür. Ama öyle hemen değil, azar azar, sinsice… İlk başta hafif bir öksürükle başlar, sonra nefes darlığı, sonra ciğerler iflas eder. Kalp hastalıkları, damar tıkanıklıkları, akciğer kanseri… Liste uzayıp gider. Ama en sinir bozucu olan ne biliyor musunuz? Sigara içmeyenlerin de bu zehrin etkisine maruz kalması. Pasif içicilik dediğimiz şey, içmeyenin de içiyormuş gibi zarar görmesi demek.

Bazen bir sigara içenin yanında 10 yaşında bir çocuk duruyor. O çocuk belki de hayatında hiç sigara içmeyecek ama içmiş gibi zarar görecek. Çünkü o duman, o nikotin, o katran, o karbonmonoksit havada asılı kalıyor ve ciğerlere doluyor. Sonra “Bu çocuk neden astım oldu, neden nefes darlığı çekiyor?” diye soruyoruz. Çünkü bazıları sigara içmenin yalnızca kendilerini ilgilendirdiğini düşünüyor.

Koca şehirde sigarasız bir alan bulmak giderek zorlaşıyor. Kafelerin açık alanları sigara dumanı altında, sahil yürüyüş yollarında birileri mutlaka içiyor. Toplu taşıma durakları desen tam bir keşmekeş. Sigara içmek yasak deniliyor ama kim dinliyor? Yerde izmaritler, havada duman… Antalya’nın temiz havasına yakışıyor mu bu manzara?

Sigara içen biri, “Benim keyfim, sana ne?” diyebilir. Ama burada mesele sadece içenin keyfi değil. Başkasının sağlığına zarar veren bir alışkanlık keyif değil, bencilliktir. Hele ki sigara içmeyen insanlara saygı göstermemek, onların sağlığını hiçe saymak büyük bir sorumsuzluktur.

Biliyoruz, sigarayı bırakmak kolay değil. Ama zor olması, bırakılmayacağı anlamına gelmez. Bugün bırakmasa bile yarın bırakabilir. Herkes için olmasa bile en azından çevresindeki insanlar için bırakabilir. Ya da en azından başkalarının yanında içmeyerek biraz daha duyarlı olabilir. Çünkü o dumanı soluyan insanların içi içini yiyor.

Bir düşünelim… Antalya’nın tertemiz havası varken, o mis gibi portakal çiçeği kokusunu soluyabilecekken, neden sigara dumanı soluyalım? Eğer bir gün sigarasız bir Antalya hayal edersek, belki o hayali gerçeğe dönüştürmek için küçük bir adım atabiliriz. İlk adım da başkalarına saygı duymaktan geçiyor.