Göstericiler Güney Kore'de bir anıt önünde protesto sırasında. Ellerinde Güney Kore bayrakları ve taleplerini yansıtan dövizler taşıyorlardı.

Geçtiğimiz günlerde kısa bir süreliğine bulunduğum Güney Kore’de sıra dışı bir ana tanıklık ettim. Başkentteki bir anıt önünde, ellerinde Güney Kore bayrakları ve çeşitli pankartlarla toplanan kalabalık, Cumhurbaşkanı ve iktidar partisini protesto ediyordu. İlk bakışta sıradan bir gösteri gibi görünse de, mesele son derece ciddiydi. Cumhurbaşkanı’nın meclisi feshederek sivil bir darbe girişiminde bulunduğu, ancak sivil toplumun ve parlamentonun kararlı duruşuyla bu teşebbüsün engellendiği belirtiliyordu.

Göstericiler sadece bir iktidar figürünü değil, demokrasiyi gasp etmeye yeltenen zihniyeti de hedef alıyordu. Ellerindeki dövizlerde adalet, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar öne çıkıyordu. En çok dikkatimi çeken ise, bu insanların hiçbir taşkınlığa yer vermeden anayasal haklarını kullanmalarıydı. Soğukkanlı, bilinçli ve organize bir sivil itirazdı bu.

Tam da o an, aklıma Daron Acemoğlu’nun James A. Robinson ile birlikte kaleme aldığı *Dar Koridor* kitabı geldi. Kitapta, özgürlüğün ancak devlet ile toplum arasındaki denge sayesinde korunabileceği; devletin güçlü ama aynı zamanda denetlenebilir, toplumun ise örgütlü ve dirençli olması gerektiği anlatılır. Eğer bu denge bozulursa, özgürlük ya devletin baskısı altında ezilir ya da düzen kaosa teslim olur.

Güney Kore halkı, bu dar koridorun dışına itilmemek için güçlü bir refleks gösterdi. Bu örnek bize bir kez daha gösteriyor ki, demokrasi sadece seçimden seçime sandığa gitmekle korunmuyor. Asıl koruyucu güç, sivil toplumun uyanıklığı, kurumların direnci ve yurttaş bilincinin sürekliliğidir.

Bugün dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bizim coğrafyamızda da bu denge zaman zaman tehdit altında. Güney Kore’deki o protestoyu izlerken aklımdan şu soru geçti: Bizler kendi dar koridorumuzda ne kadar farkındayız yürüdüğümüz zeminin ne kadar kaygan olduğunu?