Son günlerde Türkiye’nin siyasi atmosferini derinden sarsan kritik bir gelişme yaşandı.
İktidarın 19 Mart’ta yargı eliyle başlattığı darbe girişimi, beklenmedik bir toplumsal tepkiye yol açtı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve ardından tutuklanmasıyla sonuçlanan bu operasyon, kamuoyundaki hoşnutsuzluğu ve öfkeyi açığa çıkardı.
CHP ve Sokaktaki Direniş
Bu süreçte CHP, kritik bir karar aşamasına geldi. Parti merkezine kayyum atanacağına dair bilgilerin yayılması, sokakta kitlesel direnişi kaçınılmaz hale getirdi. Özellikle geniş halk kitlelerinin ve üniversite gençliğinin harekete geçmesi, CHP’yi kontrollü bir direniş yolunu tercih etmeye zorladı. Kitle eylemleri, CHP’nin rejimle orta yol bulma politikalarının yanlışlığını ortaya koydu. Sokakta yükselen tepkiler, Tek Adam Rejimine karşı biriken öfkenin toplumsal bir harekete dönüşmesini sağladı. Meydanları dolduran kalabalıkların, değişim talebinin ne kadar köklü olduğunu gösterdiği bu süreçte, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in liderlik performansının da belirleyici olduğunu düşünüyorum.
Gençlik Hareketleri ve Toplumsal Dinamikler
Gençlik hareketleri, olayların toplumsal etkisinin derinliğini gözler önüne serdi. Genç nüfus, hem ekonomik hem de özgürlükler üzerindeki baskılar nedeniyle büyük bir sıkışmışlık hissediyordu. Bu bağlamda, İmamoğlu’na yönelik operasyon, gençlerin biriken öfkesini açığa çıkaran bir katalizör oldu. Sokak protestolarında "adalet", "özgürlük" ve "demokrasi" taleplerinin yükselmesi, sol değerlerin yeniden gündeme gelmesini sağladı. Gençlerin kitlesel şekilde ön saflarda yer alması, onların yalnızca bireysel talepler için değil, köklü bir toplumsal dönüşüm isteğiyle hareket ettiklerini gösteriyor. Ancak iktidarın gençliğe yönelik baskıları ve keyfi tutuklamaları, korku atmosferi yaratmayı amaçlıyor. Bugün itibarıyla 301 genç, hukuki dayanaktan yoksun şekilde tutuklu bulunuyor.
Yaşanan bu toplumsal hareketlerde gençlerin kimliklerini homojen bir yapı içinde değerlendirmek zor. Gezi sürecinde sol ve sosyalist gruplar daha belirgin bir şekilde öne çıkarken, bugün hareketin içindeki unsurlar çok daha geniş bir yelpazeye yayılıyor. Üniversite öğrencileri ve kentli kesim, laik ve modern değerlere sahip çıkarken; Cumhuriyet değerlerini savunan ulusalcı ve Atatürkçü kimlikler de sokaktaki kitlesel hareketin önemli bir parçası hâline geldi. Öte yandan, sol ve sosyalist eğilimler de kendini gösteriyor. Irkçılık, gençlik içerisinde baskın bir ideolojik kimlik değil. Ancak bazı aşırı milliyetçi grupların, eylemlerde göçmen karşıtlığı ya da etnik kimlikler üzerinden söylemler geliştirdiğine tanık olduk. Gençler için özgürlük, adalet, çevre duyarlılığı, kadın hakları, ifade özgürlüğü ve eğitim gibi meseleler ortak payda oluşturuyor. Ancak Kürt sorunu ve göçmen politikaları gibi konularda farklı bakış açıları dikkat çekiyor
Türkiye’nin Dış Politikası: Bölgesel Dengeler ve Yeni Uzlaşmalar
Toplumsal hareketlerin arka planını anlamak için Türkiye’nin mevcut iç ve dış siyasi ve ekonomik bağlamına bakmak gerekiyor. ABD ve Batılı güçlerin Ortadoğu politikaları uzun süredir İsrail’in güvenliği ve bölgesel çıkarları temelinde şekilleniyor. Ancak günümüzde bu süreç, enerji kaynakları, İran’ın çevrelenmesi ve bölgesel güç dengeleri gibi faktörlerle iç içe geçmiş durumda. Trump’ın gelmesiyle, Türkiye’nin Ortadoğu politikaları, dönemsel gerilimlerin ardından işbirliğine doğru evriliyor. Yapılan görüşmeler, iki ülke arasında yeni uzlaşma zeminleri oluşturulduğunu gösteriyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik stratejisi henüz netleşmiş değil. Ancak Trump yönetiminin olası bir İran operasyonuna Türkiye’yi de dahil etmek istediği görülüyor. Bu bağlamda, Barış Süreci’nin tekrar gündeme gelmesi, bölgesel ve iç politik dinamiklerle bağlantılı görünüyor.
İktidarın Stratejisi ve Muhalefeti Baskılama Politikası
Öte yandan, içeride derinleşen ekonomik kriz ve artan toplumsal hoşnutsuzluk, rejimin mevcut düzeni sürdürmesini zorlaştırıyor. İktidar, seçim mekanizmasını göstermelik bir unsur olarak muhafaza ederken, muhalefeti etkisizleştirme stratejisini de sürdürüyor. Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon, CHP’yi tasfiye etme ve muhalefeti baskı altına alma planının bir parçası olarak değerlendirilebilir. İç politikadaki bu sertleşme, Türkiye’nin Orta Doğu politikalarındaki manevralarıyla da doğrudan bağlantılı görünüyor. Yani iktidar, içeriyi bu politikaların ihtiyaçlarına göre dizayn etmeye çalışıyor. Tüm bu gelişmeler, faşizmin kurumsallaşma sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğini ortaya koyuyor.
Faşizme Karşı Mücadelede Birlik Zorunluluğu
Bu darbe girişimi, faşizmin kurumsallaşma sürecinde rejimin sıçrama noktasını test eden kritik bir dönemeçtir. Dolayısıyla bu süreç yalnızca CHP’nin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Demokrasi güçleri, bu sürece daha aktif müdahil olmalı, bölünmeden, parçalanmadan birlik içinde hareket etmelidir. Bunun için örgütlü, ortak bir iradeye, önderliğe ihtiyaç vardır. İktidarın muhalefeti bölme stratejisinde, CHP ve DEM Parti kritik hedefler olarak öne çıkıyor. DEM Parti’nin sokağa ve muhalefet hareketlerine mesafeli duruşunu, sorunlu bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Örneğin, İstanbul’da büyük bir kalabalıkla Newroz kutlanırken, aynı saatlerde Saraçhane’de İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto eden başka bir büyük kalabalık vardı. Bu, tam da iktidarın görmek istediği bir tabloydu
Barış Süreci ve İktidarın Oyalama Politikası
İktidar, Barış Süreci konusunda ikircikli ve oyalayıcı bir tutum sergiliyor. Görünüşte çözüm yönünde adımlar atıyormuş gibi yapsa da asıl hedefi, siyasal ömrünü uzatmak. Faşizm tehdidi, bu darbe girişimiyle açık hale gelmiştir. Bu nedenle, faşizme karşı mücadelenin “Barış Süreci” tartışmalarının önüne geçtiğini ve demokrasi güçlerinin anti-faşist bir cephe inşa etmesi gerektiğini düşünüyorum. DEM Parti’nin bu süreçteki tutumu, yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin demokratik geleceğinin şekillenmesi açısından da kritik bir rol oynayacaktır.
Türkiye’de Değişim Rüzgârları
Son bir haftadaki toplumsal hareketlerin kökeni, bireysel sorunlardan ziyade sistematik adaletsizlikler ve ekonomik krizlere dayanıyor. Adalet, özgürlük ve demokrasi talepleri, toplumun geniş kesimlerinde yankı buluyor ve köklü bir toplumsal değişim ve dönüşüm ihtiyacını gözler önüne seriyor. Önümüzdeki süreçte, bu hareketlerin hangi yönde evrileceği, hem halkın hem de siyasi aktörlerin atacağı adımlara bağlı olacak. Demokrasi güçleri bu süreci, geniş bir demokrasi mücadelesi için fırsat olarak değerlendirmelidir. Türkiye'nin gençleri ve halkı, adalet ve özgürlük talebiyle seslerini yükseltirken, bu hareketlerin meşruiyet kazanması ve hedefe ulaşması için örgütlü bir önderlik, güçlü bir liderlik ve kararlılık gereklidir.