Antalya, her mevsimi ayrı bir ruhla yaşayan şehirlerden biridir. Yazın turkuaz sularıyla, kışın ise nazlı bir bahar havasıyla kendini gösterir.

Ama şu sıralar, sanki ne tam kış olabilmiş ne de bahara geçmeye cesaret edebilmiş gibi… Sabahları insanın içine işleyen o serinlik, öğle saatlerinde yerini ılık bir güneşe bırakıyor. Akşam olup da rüzgâr sert esmeye başlayınca ise yine montları sıkıca çekiyoruz üzerimize.

Antalya’da kış, aslında bir nevi sabır testidir. Ne kara kış yaşanır ne de yazın sıcaklığı tamamen unutulur. Ama işte, bu arada kalmışlık bazen insanı sabırsızlandırır. “Hadi artık bahar gelsin, deniz kenarında kahvemizi içelim, sahilde uzun yürüyüşler yapalım” deriz içimizden. Biraz daha sabretmemiz gerektiğini bile bile…

Sokaklarda artık kışın sessizliği hâkim değil. Çiçekçiler, vitrinlerini mor menekşelerle süslemeye başladı bile. Sahil boyunca yürüyen insanlar, yüzlerini güneşe çevirerek biraz da olsa içlerini ısıtmak istiyorlar. Antalya, yavaş yavaş bahara hazırlanıyor.

Seraların içi çoktan yaz gibi zaten. Domatesler kızarıyor, biberler dallarında salınıyor. Ama seraların dışına çıkınca, toprağın üzerindeki çiğ taneleri hâlâ kışın izlerini taşıyor. Çiftçiler sabah erken saatlerde çalışmaya başlıyor, ama öğleye doğru montlarını bir kenara bırakıp, güneşin keyfini çıkarmaya başlıyorlar.

Havaların ısındığını hayal ediyorum. Şehrin dört bir yanında bir hareketlenme var. Kaleiçi’ndeki kafeler yavaş yavaş dış mekânlarını düzenlemeye koyuldu. Konyaaltı Sahili’nde, insanlar artık sadece spor yapmak için değil, güneşin tadını çıkarmak için de vakit geçiriyor. Yazlıkçılar, kışın kapanan yazlıklarını açmaya niyetlenmiş gibi, balkonlara çıkan sandalyeleri havalandırmaya başladılar.

Antalya’nın en güzel zamanlarından birine yaklaşıyoruz. Ne yakıcı bir sıcak var ne de insanı eve kapatan bir soğuk. Tam kıvamında, tam olması gerektiği gibi. Birkaç hafta içinde portakal çiçekleri kokularını yaymaya başlayacak, palmiyeler bile sanki daha canlı görünecek.

Her ne kadar kışın son günleriyle vedalaşmak zor olsa da, biliyoruz ki Antalya baharla birlikte bambaşka bir hale bürünecek. Dağlardan gelen o tatlı esinti, denizin üzerine düşen güneş ışıklarıyla birleşince, buraya baharın gelişini kutlamak için gelen ilk turistler bile şaşkına dönecek.

O yüzden, hadi artık Antalya, ısın biraz! Çünkü sen en çok güneşin altında, ılık bir meltem eşliğinde, deniz tuzu kokusuyla güzelsin. Ve biz de o güzel günleri özledik…