Merhaba,
Yürüyen ölüler sözüyle ilk karşılaştığımda içim bir tuhaf olmadı dersem yalan söylerim. Film izlemek için sitelerde arama yaparken karşıma çıkan ağzından kan damlayan, çürümüş bedeniyle hala yürüyüp, yaşayanlara hastalık bulaştırmaya çalışan ve adına namı diğer zombi denen şeyler… Şeyler diyorum insan desem insan değil, canavar desem çocukluğumun masallarına uymuyor.
2010 yılında dizi severlerin hayatına giren The Walking Dead , Türkçe adıyla Yürüyen Ölüler dizisi arkadaşlarım tarafından çok beğenilmiş ve bana hep reklamı yapılmıştı. Uzun süre izlemek istemedim, vakit bulamadım derken bir akşam bilgisayarın başına bir geçtim, sanırım bir sezonu bir çırpıda bitirdim.
Dizi daha çok seyirciye ulaşmak için korkunun sınırlarında dolaşırken, beyniniz adrenalin eşliğinde bu dizi gerçek olsa dünya ne hale gelir diye düşünüyor. Genel hatlarıyla bir kıyamet sonrası dizisi olan The Walking Dead, dünyaya yayılan zombi virüsü yüzünden sağlıklı kalan insanların yeni bir düzen kurabilmek için verdikleri çabayı anlatıyor. Ama ne çaba…
Bilgisayar ekranına kilitlenmiş bir halde izlediğim dizinin bazı sahnelerinde ekrandan fırlarcasına bana bakan kanlı gözler yüzünden koltuktan zıpladığım anlar korku dizisinin içine sıkışmış komik anılarım arasında olsa bile korkarak korku dizisi izlemeye çalışan ben saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan sabahlayarak izlemiştim o diziyi. Hatta çoğu sahneye korkudan bakamadan…
Aslında bu diziyi bana izleten ve şimdi bu satırlarla sizinle paylaşmak istemem bir konu dahilinde çerçevelenmiş olması ve içinde bazı öğretileri barındırmasıydı. Aksi takdirde kan ve garip sesler eşliğinde başkalaşmış insanın halini izlemenin hiç hoş olmadığını söylememe sanırım gerek yok. Dizide vahşi ve hastalıklı zombilerden arınmış yaşanabilir, güvenli bir yer yaratmaya çalışan hayatta kalanların aralarında geçen inanılmaz olaylar insanın kurtulduğuna bile sevinemediğinin göstergesiydi. Çünkü zombilere gerek kalmadan yaşayanlar birbirini kendi çıkarları doğrultusunda öldürüyordu. Herkes lider olmak, yönetmek ve diğerlerini yok etmek istiyordu. Bunlar yaşadığımız dünyada bizi hiç şaşırtmayan şeyler değil mi? Tıpkı orta doğu bataklığında olduğu gibi. Kimin kimi neden öldürdüğünün belli olmadığı, kuralsız bir oyun gibi…
Şöyle bir çevrenize bakın, haberleri hatırlayın, yollarda ki yüzleri anımsayın, sadece isimleri zombi değil ama etrafımız hasta ruhlu, sistem tarafından müşahede altına alınmayan, ortak fikirleri kendi kötü düşünceleriyle kirletmek isteyen ve bunu birçok yolla yapan insanlarla dolu değil mi? Ve biri bir diğerinin hayatını, parasını, sevdiklerini kendi hastalıklı beyninin isteği doğrultusunda çalmıyor mu? Öldürmüyor mu? Hapsetmiyor mu? Hak yemiyor mu?
Gece evinize giderken korkuyorsanız, konuşurken ve düşünürken başınıza yarın ne geleceğini düşünerek yaşıyorsanız, akran ve komşu zorbalıkları devam ediyorsa, sevmediğiniz ne varsa üzerinize üzerinize geliyorsa, evdeki televizyon sadece tek düşünce yapısı için yayın yaparken sizin televizyonunuz akvaryum gibi kenarda kalmışsa, inandığını zannettiğiniz insanların hiç inanılacak yanları olmadığını görmüşseniz, ülkenin annelerine hakaret edilirken adalet susuyorsa, halk olmadan devlet olmaz bu unutulmuşsa, sosyal medya denen sözüm ona bilgi paylaşımı alanları bir çöplüğe dönüp ortalık trol ordusuyla kirletilmişse, evine ekmek götüremeyen halk itilip kakılıp evinde aç uyurken vekiller keyif yapıyorsa, güzel ülkemizi kuran ATA’MIZA her platformda saygısızca hakaret edilirken bunlar görmezden geliniyorsa, kürsülerden halka ağıza alınamayacak sözler söylenip alay ediliyorsa…
İşte bu uyuyan ve yürüyen ölüler sürüsü bir dizinin senaryosundan fırlamışcasına hırıltılı ve çirkin sesleriyle, kanlı gözleri ve kötü sözleriyle her yerdeler. Ve etraflarındaki tüm güzellikleri yok etmek için yola çıkmış bu çürük zihniyetli bedenlerin korktukları tek şey ahlaklı insan, aydınlık, bilim, adalet, demokrasi!
Etrafımızda ki yürüyen ölülerin kirli düşüncelerinin yok olduğu huzurlu zamanlarda insanca yaşayabilmek, şarkı söyleyebilmek, fikirlerimizi korkmadan dürüstçe anlatabilmek, doğup büyüdüğümüz ülkemize daha çok sahip çıkmak, eğitim sistemimizin en iyiyi seviyede olması için çaba göstermek dileğiyle…
Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…